Bir Chaplin Başyapıtı: Altına Hücum

Altına Hücum (1925) - kapak görseli

Aydın Sever – 18 Ağustos 2017

1925 · ABD · 96 dk
Yönetmen: Charlie Chaplin
KISA ÖZET

Altına Hücum, Chaplin'in Şarlo karakteriyle çektiği 1925 yapımı sessiz bir komedi. Klondike altına hücum yıllarında Alaska'ya gelen bir adamın açlıkla, soğukla ve aşkla imtihanı anlatılıyor. Filmi bugüne taşıyan şey konusunun büyüklüğü değil, iki sahnesi: açlıktan bir ayakkabının yendiği bölüm ve çatallara takılmış ekmeklerin dansı. Chaplin filmi 1942'de müzik ve anlatıcı sesiyle yeniden düzenleyip gösterime soktu. Bu yazı filmi, o iki sahneyi ve iki versiyon arasındaki farkı anlatıyor.

Altına Hücum 1925 yılında çekilmiş bir Amerikan filmi. Süresi 96 dakika. Chaplin hem yönetmen hem yapımcı hem senarist hem de başrolde. Bir filmde bu kadar işi tek kişinin üstlenmesi seyrek görülen bir şey. Sonuçta ortaya çıkan film de bir ekip işinden çok tek bir bakışın ürünü gibi duruyor.

Filmin arkasındaki adam

Chaplin'in sinemada yaptığı işlerin çoğu aynı merkeze bakar: küçük, kırılgan, çoğu zaman aç bir adamın dünyayla baş etme çabası. Altına Hücum bu çizginin ortasında duruyor. Chaplin filmi çektikten sonra müziklerini de besteledi. Bu müzikler 1942 düzenlemesiyle birlikte filme eklendi.

Sessiz sinema oyuncuya başka bir yük yükler. Konuşma yok, ses yok, açıklama yok. Derdini yüzle ve bedenle anlatmak zorundasın. Chaplin bu dilde kendini evinde hissediyor. Bir bakışla, bir omuz hareketiyle, bir elin duruşuyla uzun bir paragrafın anlatacağı şeyi anlatıyor. Bence filmi bugün izlerken en çok bu dikkat çekiyor.

Konu: Alaska'ya gelen adam

Chaplin, ülkemizde Şarlo diye bilinen Küçük Serseri karakterini canlandırıyor. Karakter Alaska'ya altın aramak için gelir. Yol boyunca soğukla, açlıkla ve imkânsızlıkla uğraşır. Bu sıkıntıların içinden komik olaylar doğar. Film bir yandan da kahramanın aşkı bulmasını anlatır.

Buradaki kelime oyunu şu: altın arayan adam aslında hiçbir zaman zengin olmuyor. Film zenginliği bir hedef gibi gösterip karakteri hedefin etrafında döndürüyor. Kazanç sahneleri değil, kazanç uğruna çekilen sıkıntı izleniyor. Benim izlerken hissettiğim şey buydu: film parayla değil, paranın peşindeki insanla ilgileniyor.

Gülmek ile acımak arasındaki çizgi

Altına Hücum komedi ve trajediyi aynı sahnede veriyor. Bu, kolay bir iş değil. Aynı görüntüde hem gülmeniz hem içinizin sızlaması isteniyor. Chaplin bunu zorlama bir duygu geçişiyle değil, durumun kendisini olduğu gibi göstermekle yapıyor. Adam aç. Adamın elinde yiyecek olarak sadece ayakkabısı var. Durum trajik. Ama adamın o ayakkabıyı bir restoranda yemek yer gibi ele alması gülünç.

Bu dengeyi kurmak için Chaplin'in elinde iki alet var: oyunculuk ve zamanlama. Şakayı uzatmıyor, acıklı kısmı da sömürmüyor. Sahne ne zaman biteceğini biliyor. Bence filmin en büyük ustalığı burada: seyirciyi güldürdükten hemen sonra susturuyor.

Ayakkabı: açlığın en tuhaf hali

Filmin en çok konuşulan sahnesi bu. Şarlo açlıktan ayakkabısını yiyor. Bağcıkları makarna gibi çatalla sarıyor, deriyi bir et parçası gibi kesiyor, çiviyi bir kemik gibi ayırıyor. Sahnenin gücü, nesnenin ne olduğunu unutturmasında. Bir süre sonra karşınızda gerçekten bir yemek masası olduğuna inanıyorsunuz.

Chaplin bu sahne için çok sayıda tekrar yaptı. Aynı hareketi defalarca çekmek, oyunculuğun görünmeyen kısmı. Ekranda bir dakika görünen şeyin arkasında günlerce süren bir uğraş var. Bugün bilgisayarla yapılan birçok şeyin o dönemde bedenle yapıldığını bu tür sahnelerde daha iyi anlıyorum.

Çatallardaki ekmekler

Diğer sahne kısa ama akılda kalıcı. Şarlo iki çatalı çöreklere geçirip masada dans ettiriyor. Yaklaşık bir dakika süren bu bölüm, filmin en çok hatırlanan anlarından biri. Ortada özel bir efekt yok. İki çatal, iki ekmek ve iki el var. Hareketin ritmi, ayakların yere vuruşu, gövdenin eğilişi hepsi oyuncunun kontrolünde.

Bu sahneyi ilginç kılan şey, bir enstantane olması. Filmde uzun uzun durulmuyor. Ama sinema tarihine geçen sahnelerin çoğu böyle: kısa, basit ve tekrar edilemez. Chaplin'in müzikal tarafı da burada görünüyor. Dans eden ekmekler, filmin sonradan eklenen müziğiyle birlikte ayrı bir anlam kazanıyor.

1942: film yeniden düzenlendi

Chaplin, Altına Hücum'u 1942'de yeniden düzenledi. Bu versiyonda film müzik ve anlatıcı sesi kazandı. Sessiz bir filmi sesli döneme taşımak, o yıllarda sık başvurulan bir yöntemdi. Ama Chaplin'in işi bir ses ekleme işleminden fazlası: müzik sahnelerin temposunu belirliyor, anlatıcı sesi ise seyirciye yol gösteriyor.

Bugün filmi izlerken hangi versiyonu gördüğünüz önemli. 1925 hali tamamen sessiz. 1942 hali ise anlatılan bir hikâye gibi akıyor. İkisi arasındaki fark, aynı görüntülerin ne kadar farklı hissettirebileceğini gösteriyor. Ben ilk izleyişte 1942 versiyonunu öneririm; sessiz hali ise ikinci izleyişe bırakılabilir.

Bugün neden hâlâ izleniyor

Film neredeyse yüz yaşında. Teknik olarak çok geride. Ama izleniyor. Bunun bir nedeni hikâyenin basitliği: aç bir adam, soğuk bir yer, bir umut. Bir diğer nedeni, mizahın zamana direnmesi. Ayakkabı yemek ya da ekmekleri dans ettirmek, bugün de gülünecek şeyler.

Bir de şu var: film seyirciden bir şey istemiyor. Ön bilgi istemiyor, altyazı hızına yetişmenizi istemiyor, karmaşık bir kurguyu takip etmenizi istemiyor. Sadece bakmanızı istiyor. Bence bu yüzden hâlâ çalışıyor.

Sık Sorulan Sorular

Altına Hücum hangi yıl çekildi?

Film 1925 yılında çekildi. Chaplin aynı filmi 1942'de müzik ve anlatıcı sesi ekleyerek yeniden düzenledi ve tekrar gösterime soktu.

Filmin en ünlü sahneleri hangileri?

İki sahne öne çıkıyor: açlık sahnesinde ayakkabının yenmesi ve çatallara geçirilen çöreklerin dans etmesi. İkisi de filmin komedi ile hüznü aynı anda taşımasının örneği.

Altına Hücum sessiz film mi?

Filmin 1925 versiyonu sessiz. 1942 versiyonunda ise müzik ve anlatıcı sesi var. İzlediğiniz kopyaya göre film sessiz ya da sesli bir anlatı gibi görünebilir.

REKLAM
Bir Chaplin Başyapıtı: Altına Hücum Reviewed by Semih Kuru on Ağustos 18, 2017 Rating: 5

2 yorum:

  1. Chaplin sadece o dönemler için değil çağımız için de çok büyük bir oyuncu/yönetmen ve senaristtir. Özellikle sistem eleştirisini insanları güldürerek öyle güzel yapar ki!
    O yüzden hala filmleri keyifle izlenir ve eminim bir 50 yıl sonra da izlenecek.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, tam anlamıyla bir sinema dehası.

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.