Aydın Sever – 6 Eylül 2017
Yönetmen: Tom Shadyac
Yalancı filminin konusu
Fletcher Reede iyi bir avukattır. En azından mesleğinin ölçülerine göre iyidir. Kazanmak için gerçeği eğip bükmekten çekinmez. Müvekkilleri onu bu yüzden tutar. Karısı Audrey'den ayrılmıştır. Beş yaşında bir oğulları vardır: Max. Fletcher'ın oğluna ayıracak vakti pek yoktur. Ayırdığında da işi araya girer.
Filmin kurucusu basit bir sahne. Max'in doğum günü kutlanacaktır. Fletcher partinin saatini bilir. Yine de iş yerinde kalır. Oğluna yetişeceğine dair söz verir. Sonra o sözü tutmaz. Bunu bir telefon konuşmasıyla öğreniriz. Max de babasının yalan söylediğini anlar. Küçük bir çocuk için bu, sıradan bir hayal kırıklığı değildir. Bir çeşit ihanettir.
Mumları söndürürken bir dilek tutar. Babası bir gün boyunca yalan söyleyemesin. Dilek kabul olur. Ertesi sabah Fletcher için tuhaf bir gün başlar. Ağzından çıkan her cümle doğru olmak zorundadır.
Yalanın meslek hâline gelmesi
Film burada akıllı bir şey yapıyor. Yalanı soyut bir ahlak sorunu olarak tartışmıyor. Onu bir iş aracı olarak gösteriyor. Fletcher'ın mesleği savunmaktır. Savunma ise çoğu zaman seçerek anlatmayı gerektirir. Yani yalanın en kurumsal hâli mahkeme salonundadır. Bu yüzden dilek, adamın ekmeğine dokunur.
Gün boyunca Fletcher'ı bekleyen şey bir dizi utanç verici durumdur. İnsanlara karşı kullandığı o politik dil kaybolur. Ne düşünüyorsa onu söyler. Bunu yaparken kimseyi korumaz. Kendi itibarını da korumaz. Aradaki fark şu: eskiden yalan söyleyerek insanları idare ediyordu, artık doğruyu söyleyerek onları incitiyor.
Benim için filmin ilginç tarafı burada. Yalan söyleyememek bir erdem gibi sunulmuyor. Bir ceza gibi geliyor. Çünkü doğruyu söylemenin de bir zamanı, bir dozu var. Fletcher bunu bilmiyor. Öğrenmesi gereken şey dürüstlük değil, ölçü.
Audrey ise filmin aklı başında tarafı. Maura Tierney bu rolü abartmadan oynuyor. Eski kocasına kızgın, ama ondan nefret etmiyor. Oğlunu korumakla onun babası olmasına izin vermek arasında sıkışıyor. Filmin duygusal zemini bu dengeye dayanıyor. Audrey olmasa Fletcher'ın düzelme çabası bir gösteriden ibaret kalırdı.
Mavi kalem sahnesi
Filmin en bilinen sahnesinin merkezinde mavi bir kalem var. Fletcher yalan söyleyemediğini fark eder. Bürosuna girer, kapıyı kapatır. Kendini test etmek ister. Masasının üstünde mavi bir kalem vardır. Kalemi eline alır ve renginin kırmızı olduğunu söylemeye çalışır. Söyleyemez. Tekrar dener. Yine söyleyemez.
Yaklaşık iki dakika süren bu bölüm, tek bir mekânda geçen bir gösteriye dönüşür. Jim Carrey'nin yüzü, sesi, elleri aynı anda çalışır. Adamın bütün bedeni bir tek cümleye karşı koymaya çalışır. Sonunda yenilir. Kalem mavidir. Bunu kabul etmek zorundadır.
Aynı kalem filmin sonunda geri döner. Mahkeme salonunda, her şeyin Fletcher'ın ağzından çıkacak tek cümleye bağlı olduğu yerde. Filmin en bilinen sahnesi bu yüzden kalemle birlikte anılır.
Bu sahneyi bu kadar akılda kalıcı yapan şey, oyunculuğun görünür olması. Komedi burada diyalogdan gelmiyor. Bir adamın kendi ağzıyla kavga etmesinden geliyor. Carrey'nin beyazperdedeki en iyi anlarından biri sayılır. Bence de öyle.
Jim Carrey ve gösterinin sınırları
Film baştan sona Carrey'ye endeksli. Yönetmen Tom Shadyac bu enerjiyi dizginlemeye çalışmıyor, kanalize ediyor. Senaryo Paul Guay ve Stephen Mazur'un. Hikâye, oyuncunun beden komedisine yer açacak şekilde kurulmuş. Bu bir zaaf da olabilir, tercih de. Sonuçta ortada bir komedi var ve ayakta duruyor.
Maura Tierney, Audrey rolünde o enerjinin karşısında duruyor. Justin Cooper ise Max olarak filmin duygusal ağırlığını taşıyor. Çocuk oyuncudan beklenmeyecek bir sakinlik var. Filmin en ciddi cümleleri onun ağzından çıkıyor.
Bir de şu var. Carrey'nin oyunculuğu Jerry Lewis çizgisine yakın durur. Abartılı yüz ifadeleri, bedenin araç olarak kullanılması, seyirciyle kurulan doğrudan temas. Carrey bu mirası alıp kendi jenerasyonuna taşıdı. Aradaki bağ, filmin komedi anlayışını da açıklar.
Neden hâlâ izleniyor
Yalancı büyük bir film değil. İddiası yok. 86 dakika sürüyor ve lafı uzatmıyor. Bugün açıp izlediğinizde sizi yormayan bir komedi buluyorsunuz. Bu, sanıldığından daha zor bir şey. Çoğu komedi ilk yarısında tükeniyor.
Doksanların komedisi Carrey'nin üzerine kuruluydu. Bu film o dönemin tam ortasında duruyor. Abartılı oyunculuk o zamanlar bir tarz olarak kabul görüyordu. Bugün aynı şeyi yapan oyuncu daha zor tutunur. Yalancı bu yüzden biraz da döneminin belgesi gibi.
Filmin derdi de sade bir yerde duruyor. Bir baba oğluna verdiği sözü tutmuyor. Sonra tutmak için elinden geleni yapıyor. Arada olanlar gülünç. Ama sonunda hatırladığımız şey, adamın oğlunun karşısında küçülmesi. Komedi buradan besleniyor.
Sık Sorulan Sorular
Yalancı hangi yıl çekildi ve kaç dakika?
Film 1997 yapımı. Süresi 86 dakika. Yönetmen koltuğunda Tom Shadyac var.
Mavi kalem sahnesinde ne oluyor?
Fletcher yalan söyleyemediğini anlayınca bürosuna kapanıp kendini test eder. Masadaki mavi kalemin kırmızı olduğunu söylemeye çalışır. Beceremez. Yaklaşık iki dakika süren bu sahne filmin en bilinen bölümüdür.
Yalancıyı çocuklarla izlemek uygun mu?
Filmin merkezinde bir çocuk ve babası arasındaki ilişki var. Buna karşılık yetişkinlere yönelik cinsel göndermeler ve kaba bir dil mevcut. Küçük çocuklarla izlenecekse önceden gözden geçirmek iyi olur.
Hiç yorum yok: