1990'lar sinemada tek bir şeyin adı oldu: izinsiz çekmek. Stüdyo kapıları kapalıysa kamera kiralanır, arkadaşlar oyuncu olur, kurgu bir odada yapılır. Bu listede, o on yılın kendi kurallarını yazmış on filmi; hem yaptıkları işe hem de sinemaya bıraktıkları ize göre sıraladım. Sıralama bir yarışma değil. Her filmin nasıl yapıldığı, filmden bahsederken neden hâlâ onu konuştuğumuzun cevabı. 90'ların gençliğini sinemada en iyi anlatan filmlerden biri için sitemizdeki Doksanlar Gençliğinin Baş Tacı: Pulp Fiction yazısına da göz atabilirsiniz.
90'lar Bağımsız Sineması: 10 Kült Film ve Yükselişin Hikâyesi
1. Rezervuar Köpekleri — Reservoir Dogs (1992, Quentin Tarantino)
Bir depo, altı adam ve hiç gösterilmeyen bir soygun. Tarantino'nun ilk uzun metrajı, sinemaya yeni bir ses getirdi diye değil, yapı getirdi diye önemli: olayı değil, olayın etrafındaki konuşmayı gösteren bir kurgu. Suçlu adamların işi bitince nerede oturup ne konuşacağını bilmesi, o on yılın dilini belirledi. Kâğıda yazılmış, ucuza çekilmiş, dağıtımı kendi çabasıyla yapılmış bir film olarak da ders niteliğinde.
2. Clerks (1994, Kevin Smith)
Bir market ve bir video dükkânında geçen, siyah-beyaz, kredi kartı borcuyla çekilmiş bir film. Kevin Smith, kendi çalıştığı dükkânı set yaptı, arkadaşlarını oynattı ve diyalogların sinemada tek başına yeterli olabileceğini gösterdi. Clerks'in asıl mirası, "Sundance'a girene kadar bunu kendim çekerim" diyen bütün bir nesli cesaretlendirmesi.
3. Chungking Express — Chung Hing sam lam (1994, Wong Kar-wai)
Hong Kong'da iki ayrı yalnızlık hikâyesi, bir fast-food tezgâhı ve sürekli çalan bir şarkı. Wong Kar-wai filmi haftalar içinde, senaryoyu çekerken yazarak bitirdi; bu aceleciliğin yerini tutan şey ritim oldu. Dünyanın bir ucundaki genç sinemacıların "gece, ıslak asfalt, hareketli kamera" görüntüsünün kaynağı büyük ölçüde bu film.
4. Trainspotting (1996, Danny Boyle)
Edinburgh'un çeperinde, bağımlılığın ve kaçış isteğinin içinden geçen bir film. Danny Boyle, sefaleti ne şiirleştiriyor ne de ahlak dersi veriyor: kamerayı karakterlerin kafasının içine sokuyor, müziği tam o hızda çalıştırıyor. Bağımsız sinemanın kendi hızını stüdyo diline dayatmadan kurmasının en iyi örneklerinden biri.
5. Fargo (1996, Joel ve Ethan Coen)
Kar, sessizlik ve aşırı kibarlık üstüne kurulu bir suç hikâyesi. Coen kardeşler, şiddeti bağırarak değil soğukla anlatıyor; karın fotoğrafını bir karakter gibi kullanıyorlar. Film, bağımsız sinemanın "ucuz ama zeki" denkleminin en zarif hâli: büyük bir prodüksiyon gibi görünmeyen, ama her karesi hesaplanmış bir yapı. Coen kardeşlerin aynı damardan gelen bir başka filmini de sitemizde incelemiştik: No Country for Old Men.
6. Slacker (1990, Richard Linklater)
Konusu olmayan bir film: Austin'de bir günden diğerine geçen, her sahnede başka birine odaklanan bir kamera. Richard Linklater'ın kurduğu bu yapı, sonradan bağımsız sinemanın en çok taklit edilen biçimlerinden biri oldu. Film, "hiçbir şey olmuyor" cümlesini bir anlatı yöntemine çevirmesiyle listede hak ediyor.
7. El Mariachi (1992, Robert Rodriguez)
Yedi bin dolarla çekilmiş bir aksiyon filmi. Robert Rodriguez, tıbbi deneylerden kazandığı parayla bir Meksika kasabasında çekti; kamerasını kırmamak için birçok sahneyi tek planda alma yolunu seçti ve o zorunluluk filme stil olarak geri döndü. "Param yok" cümlesinin bir bahane değil, bir tasarım kısıtı olduğunu gösteren film.
8. Kids (1995, Larry Clark)
New York'ta bir grup gencin bir günü; oyuncuların çoğu o zamana kadar kamera görmemiş çocuklar. Larry Clark, fotoğrafçı geçmişinden gelen bir gözle, olayı yargılamadan kaydediyor. Film, bağımsız sinemanın en rahatsız edici tarafını hatırlatıyor: bazen önemli olan hikâyeyi anlatmak değil, orada olmak.
9. Festen — Aile Şöleni (1998, Thomas Vinterberg)
Dogma 95 kurallarıyla, yani yapay ışık ve eklenmiş müzik olmadan çekilmiş bir aile yemeği. Vinterberg, bir doğum günü sofrasında söylenen tek bir cümleyle bütün bir aileyi dağıtıyor. Avrupa bağımsız sinemasının, kuralları kendi aleyhine koyarak nasıl güçlendiğinin en net örneği.
10. Blair Cadısı — The Blair Witch Project (1999, Daniel Myrick ve Eduardo Sánchez)
Üç oyuncu, iki kamera ve orman. Filmin yaptığı şey teknik değil stratejik: kayıp bir kayıt olduğu iddiasını, internet üzerinden kurduğu bir kampanyayla birleştirdi. Bugün "buluntu görüntü" (found footage) dediğimiz türün kapısını açan film, aynı zamanda pazarlamanın bağımsız sinemada ne kadar belirleyici olduğunu kanıtladı.
90'lar neden hâlâ önemli?
Bu on filmi bir arada düşününce ortak bir şey çıkıyor: hiçbiri izin bekleyerek yapılmadı. Kamerayı kiralayan, arkadaşını oynatan, kurguyu kendi odasında bitiren bir kuşak, sinemanın kapısını içeriden değil yandan açtı. Bugün telefonuyla film çeken birinin aklındaki sorular — nasıl başlarım, kimi bulurum, kime gösteririm — 1990'larda bu on film tarafından cevaplandı.
Sıralamayı kendi izleme alışkanlığıma göre yaptım; sizin listelerinizde olmayan filmler mutlaka vardır. Yorumlara yazarsanız listeyi genişletiriz.

Hiç yorum yok: