Ekim ayının sonuna doğru aynı soru geliyor: bu gece ne izlesem? Klasik bir cadılar bayramı filmi de olabilir, ama ben bu yıl daha ağır bir şey istiyorum. Kapı çalmasın, telefon susmasın, ışıkları kısıp iki saat boyunca ekrandan başka bir yere bakmayayım.
Bu listeyi o yüzden kurdum. İçinde sadece ürkütücü olanlar değil, evde yalnızken farklı çalışan filmler var. Bazıları sesle rahatsız ediyor, bazıları evin kendi sessizliğini kullanıyor. Bir kısmı eski, bir kısmı yeni. Sıralamayı kronolojik yaptım; böylece türün elli yılda nasıl değiştiğini de görebiliyorsunuz.
Seçim yaparken şuna dikkat ettim: film, evin içinde geçen bir hikâye anlatıyorsa daha iyi işliyor. Dışarı çıkma isteği azalıyor, kapının arkasındaki ses daha çok rahatsız ediyor. Aşağıdaki on film bu hissi fazlasıyla veriyor. Kimini ilk kez izleyeceksiniz, kimini yıllar sonra tekrar. İkisi de olur.
Halloween (1978)
Yönetmen: John Carpenter
Cadılar Bayramı gecesi bir kasabada başlayan, yıllar önce işlenmiş bir suçun peşine düşen bir hikâye. Maskeli bir figür, sakin bir mahallede dolaşıyor; gençler ise olup biteni çok geç fark ediyor.
Listeye bu filmle başlamam tesadüf değil. Carpenter'ın kurduğu ritim bugün bile örnek alınıyor: uzun planlar, dar kadrajlar, arkadan gelen bir melodi. Korku, ekranda gösterilenden çok, gösterilmeyen boşlukta birikiyor.
Kim sevmez? Hızlı kesme ve yüksek sesle korkutulmayı bekleyenler sıkılabilir. Ayrıca filmdeki tempo 1978'e ait; sabırlı bir seyirci ister.
The Shining (1980)
Yönetmen: Stanley Kubrick
Kışın boş kalan bir otelde bakıcılık yapan bir yazar ve ailesi. Adamın yazma süreci ilerledikçe evin kendi hafızası da ortaya çıkıyor.
Evde yalnız izlemek için en riskli filmlerden biri, çünkü mekânın kendisi bir karakter gibi davranıyor. Kubrick koridorları, halı desenlerini ve geniş açıları öyle kullanıyor ki, oturduğunuz odanın ölçüleri bile bir anda yanlış gelmeye başlıyor. Ben ilk izlediğimde sadece atmosferden rahatsız olmuştum; ikinci izleyişte ise ailenin dağılmasını izlediğimi fark ettim.
Kim sevmez? Açıklama bekleyenler. Film bilerek boşluk bırakıyor, soruların cevabını vermiyor. Bu durum kimi seyirciyi çıldırtıyor.
The Exorcist (1973)
Yönetmen: William Friedkin
Genç bir kızın davranışları değişiyor ve ailesi tıbbi açıklama bulamayınca başka bir yol arıyor. Bir rahip devreye giriyor; hikâye inanç ve şüphe arasında gidip geliyor.
Bu filmi gece izlemek zor. Sadece korkuttuğu için değil, sesi yüzünden. Friedkin'in ses tasarımı rahatsız edici bir düzeyde; kapı gıcırtısı, nefes, sessizlik. Kulaklıkla izlerseniz uyku düzeniniz bozulabilir.
Bence listenin en zor filmi bu. Elli yıl geçmesine rağmen etkisini yitirmemiş olması ilginç. Bunun sebebi büyük ihtimalle dini metinlere değil, bir annenin çaresizliğine odaklanması.
Kim sevmez? Dini motiflerden rahatsız olanlar ve bedensel şiddet görmek istemeyenler. Ayrıca yavaş açılışı sabır ister.
Rosemary'nin Bebeği (1968)
Yönetmen: Roman Polanski
Yeni bir eve taşınan genç bir çift ve komşularıyla gelişen tuhaf bir yakınlık. Kadın hamile kalınca, etrafındaki herkesin iyi niyeti şüpheli hale geliyor.
Polanski korkuyu dışarıdan değil, evin içinden ve en yakın insanlardan getiriyor. Film boyunca kimse canavarca davranmıyor; herkes fazlasıyla kibar. Beni asıl ürküten buydu. Yıllar önce bu film hakkında şeytan filmlerinin öncülü olarak bir yazı yazmıştım, hâlâ aynı fikirdeyim.
Kim sevmez? Hızlı gelişen olay örgüsü arayanlar. Film iki saat boyunca bir kadının etrafındaki sessiz baskıyı anlatıyor.
Alien (1979)
Yönetmen: Ridley Scott
Uzayda bir kargo gemisi, bilinmeyen bir sinyal yüzünden rotasını değiştiriyor. Mürettebatın bulduğu şey geminin içine giriyor ve mürettebatın kendi aralarındaki güven de çözülmeye başlıyor.
Teknik olarak bilim kurgu, ama işleyişi korku. Scott'ın yaptığı şey bir hayalet hikâyesini uzay gemisine taşımak: dar koridorlar, karanlık bölmeler, kapalı kapılar. Evde izlerken de aynı his geliyor, çünkü film mekânı bir tuzak gibi kullanıyor.
Kim sevmez? Klasik canavar filmi bekleyenler ilk yarıda yavaşlık hissedebilir. Ayrıca klostrofobisi olanlar için zorlu bir deneyim.
The Thing (1982)
Yönetmen: John Carpenter
Antarktika'da bir araştırma istasyonunda çalışan ekip, buzun altından çıkan bir şeyle karşılaşıyor. Kısa süre sonra kimin kim olduğu belirsizleşiyor.
Carpenter'ın ikinci filmi listede ve ilkinden tamamen farklı çalışıyor. Kurulan güvensizlik o kadar etkili ki, film bittiğinde seyirci de karakterler gibi şüpheci kalıyor. Efektlerin elle yapılmış olması bugün daha da rahatsız edici geliyor bence.
Kim sevmez? Bedensel dönüşüm sahnelerinden hoşlanmayanlar. Film bu konuda hiç geri durmuyor. Ayrıca kapalı mekânda geçen, kadın karakterin neredeyse olmadığı bir hikâye olduğunu bilmek gerek.
The Texas Chain Saw Massacre (1974)
Yönetmen: Tobe Hooper
Bir grup genç, yolculuk sırasında ıssız bir bölgeye sapıyor ve yanlış kapıyı çalıyor. Film kırsal bir kabusu, neredeyse belgesel görüntüsüyle anlatıyor.
Hooper'ın filmi bu listedeki en kirli görüneni. Kamera titriyor, ışık yetersiz, sesler bozuk. Bu da korkuyu daha gerçek kılıyor. Tobe Hooper'ı daha önce bir portre yazısında anlatmıştım; türün en önemli isimlerinden biri olduğunu düşünüyorum.
Kim sevmez? Şiddet dozu yüksek. Ayrıca hayvanlara yönelik görüntüler içerdiği için hassas seyirciler için uygun değil.
Hereditary (2018)
Yönetmen: Ari Aster
Bir ailenin büyükannesinin ölümünden sonra dağılan düzeni. Yas süreci ilerledikçe aile üyelerinin geçmişi ve birbirleriyle ilişkileri başka bir anlam kazanıyor.
Aster'in filmi modern korkunun en sert örneklerinden. Ben ilk yarısını neredeyse bir aile draması gibi izledim; korku sonradan geliyor ve geldiğinde daha ağır oluyor. Evde tek başına izlemek için ideal değil aslında, ama listede olması gerekiyordu.
Kim sevmez? Aile kaybı yaşamış seyirciler için zorlayıcı olabilir. Ayrıca son perde açıklama beklentisini karşılamıyor.
The Babadook (2014)
Yönetmen: Jennifer Kent
Eşini kaybetmiş bir anne ve küçük oğlu. Çocuğun kitaplardan çıkan bir yaratıktan korkması, annenin kendi yorgunluğuyla birleşiyor.
Film, listedeki en insani olanı. Korku öğesi var ama asıl mesele ebeveynlik ve tükenmişlik. Kent'in anlatımı sert, mizahı karanlık. Ben bu filmi ikinci kez izlediğimde ilkinden çok daha fazla etkilendim. Korkuda kadın yönetmenlerin işlerini ayrı bir yazıda toplamıştım, The Babadook o listenin merkezinde duruyor.
Kim sevmez? Çocuk karakterin sürekli bağırması kimi seyirciyi yoruyor. Ayrıca canavarın az görünmesi sabır ister.
Get Out (2017)
Yönetmen: Jordan Peele
Bir hafta sonu için kız arkadaşının ailesini ziyarete giden genç bir adam. Karşılamanın fazla kibar olması, kısa sürede rahatsız edici bir hal alıyor.
Peele korkuyu sosyal bir meseleye bağlıyor ve bunu eğlenceli bir dille yapıyor. Film gülümsetiyor, sonra aynı sahnede rahatsız ediyor. Bu dengenin tutması zor iş. Evde izlerken de seyirciyi sürekli tetikte tutuyor.
Kim sevmez? Sadece doğaüstü korku arayanlar için tuhaf gelebilir. Film gerilim ve hiciv arasında gidip geliyor.
Korku türünün ödül törenlerinde nasıl karşılandığını merak ediyorsanız Oscar ödüllü korku filmleri yazısına da göz atabilirsiniz. Liste burada bitiyor. On filmi tek gecede izlemeye kalkmayın; ben denedim, sabaha karşı üçüncü filmden sonra hiçbir şeyden korkmamaya başlıyorsunuz. İki film yeter. Yanına bir bardak çay, telefonu başka odaya bırakma ve ışığı açık bırakma hakkı. Gerisi kendiliğinden geliyor.
Sık Sorulan Sorular
Halloween gecesi ilk hangi filmle başlamalıyım?
Bence kronolojik gitmek işe yarıyor. Halloween (1978) hem kısa hem tempolu, geceyi açmak için uygun. Ağır bir şeyle başlarsanız listenin geri kalanı etkisini kaybediyor. İkinci film olarak The Shining veya Alien seçilebilir.
Bu filmler çocuklarla izlenir mi?
Hayır. Listedeki on film de yetişkin seyirci için çekildi. The Babadook annelik üzerine bir hikâye gibi görünse de çocuklar için uygun değil. Texas Chain Saw Massacre ve Hereditary ise kesinlikle sınırın ötesinde.
Tek başıma izlemekten korkuyorum, ne yapmalıyım?
Işıkları tamamen kapatmayın, sesi kulaklık yerine hoparlörden verin. Filmi gündüz izlemek de işe yarıyor; benim için atmosfer bozuluyor ama uyku düzeni bozulmuyor. Ayrıca aralarda telefonla oyalanmak yerine bir bölüm mola vermek daha iyi geliyor.

Hiç yorum yok: